Stay Signed In
Do you want to access your site more quickly on this computer? Check this box, and your username and password will be remembered for two weeks. Click logout to turn this off.
Stay Safe
Do not check this box if you are using a public computer. You don't want anyone seeing your personal info or messing with your site.
Başörtüsüne serbestlik getiren Anayasa değişikliği görüşmelerinde Kamer Genç'in söyledikleri tartışılmaya devam ediyor. AK Partili Mevlüt Akgün'ün söyledikleri de tartışmaya aday görünüyor. Peki Genç neler söylemişti?
Hilal TV’de Basında Bugün programına katılan TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi AK Parti milletvekili Mevlüt Akgün, başörtüsünün serbest bırakılması ile ilgili Genel Kurul’da yaşananları değerlendirdi. Akgün, Kamer Genç'in aslında CHP'nin zihninden geçenleri ortaya koyduğunu söyledi.
- Sayın Akgün Meclis’te tarihi bir oylama yaşandı. Oylama sonucu başörtüsünün üniversitelerde serbest olmasını sağlayacak teklifin maddelerine ezici çoğunluk ile evet denildi. Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Tabii bu üniversitelerdeki eğitim hakkının önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin olarak toplumda geniş bir mutabakat var. Yapılan kamuoyu araştırmalarında bu toplumun yüzde 75’i üniversitelerde kılık kıyafetten dolayı öğrencilere çıkarılan engellerin kaldırılmasından yana. Bu toplumsal mutabakat aynı zamanda Meclis’e de yansıdı. Hatırlarsınız bu konu ile ilgili CHP ve DSP dışındaki partilerin aslında görüş birliği var neredeyse.
Hepsi bu anlamsız yasağın kaldırılmasından yana. Meclis’te aslında Anayasa’nın iki maddesi değişti. Birisi 10. maddesi diğeri 42.maddesi. Bu değişiklikler esasen var olan devletin kamu hizmetleri sunmasındaki alanlar açısından eşiklik prensibini aslında perçinleyen kuvvetlendiren değişiklikler. Bir de 42. maddede yüksek öğretimde getirilecek kısıtlamaların açıkça bir kanun hükmü olmadan eğitim hakkının kısıtlanamayacağı yönünde mevcut hükmü kuvvetlendiren bir değişiklik.
Hal böyle olmasına rağmen yani bu değişiklikler tamamen 10. ve 42. maddede olmasına rağmen dün de gördük ki özellik ile CHP konuyu ilgisi olmadığı bir biçim de anayasanın laiklik prensibine çekmeye çalıştı. Ve bu değişikliğin rejime karşı bir başkaldırı olduğunu, laiklik prensibini anlamsız kılacağını,ve cumhuriyetin temel nitelikleri ile oynandığı gibi hiç ilgisi olmayan belki normal zeka da bir insanın yorumlayabileceği bir halin dışında ideolojik bir yaklaşım ile maalesef konuyu anlamsız bir cihete çektiği, halbuki bu değişikliklerin gerçekten üniversiteler de kılık kıyafetle de ilgisi yok.
Herkesin bilebileceği gibi esas değişiklik YÖK yasasında yapılacak. YÖK yasasında yapılması düşünülüyor. YÖK yasasında ki 17. madde aslında görüşme kapsamının dışında. Henüz daha meclisin gündemine gelmedi. Bu sadece anayasa da eğitim hakkının önünde ki engellerin ancak kanun ile sınırlanabileceğine ilişkin bir madde ve kamu hizmeti verme de eşitliği öngören bir ilke. Zaten devlet sadece eğitime ait kamu hizmeti sunmuyor. Bugün devlet sağlığa kamu hizmeti sunuyor. Hayatın değişik alanlarına ilişkin kamu hizmetleri var.
Devlet sağlık hizmetini sunarken, örtülü örtüsüz veya kılık kıyafetinden dolayı insanlar hakkında bir ayrım gözetiyor mu.? Gözetmiyor. Adalet hizmetini sunarken insanlara kılık kıyafetinden dolayı bir ayrımcılığa tutuyor mu? Tutmuyor.
Esasen zaten, demokratik ve laik devlet vatandaşları arasında tercihlerinden dolayı zaten ayrım yapamaz. Dünyada böyle bir uygulama yok. Ama Türkiye’de ki temel sıkıntı kendi ideolojik dünya görüşlerini kendi yaşam biçimlerini bir hukuk kuralı, bir laiklik kuralı olarak dayatmaya çalışan bir yasakçı güruh var. Dayatmacı güruh var. Ve bunlar evrensel laiklik prensibine uymayan bir takım uygulamalarını sanki hukuk kuralıymış gibi millete dayatmaya çalışıyorlar.
Biz bunlara mı bakacağız yoksa laikliğin dünya da ki evrensel uygulamalarına mı bakacağız. Tabii ki bu kural bize batıdan gelme. Batıda ki uygulamasına bakarsak laikliği en katı uygulayan Fransa’da bile bu anlamsız yasak yok. Demek ki laiklik prensibinin içerisine bu kılık kıyafete ilişkin özgürlük konamaz.
Eğer koyarsanız o zaman siz kendi dünya görüşünüzü bu ülkede yaşayan insanlara hukuk kuralı diye dayatmaya çalışırsınız. Nitekim ben iddia ile söylüyorum yüksek mahkemelerin açıklamaları da kendi dünya görüşlerini hukuk kuralı olarak insanlara dayatmaya yöneliktir. Evrensel uygulamalarına evrensel kurallar ile ilişkisi yoktur. Dünkü görüşmeler de işte bu cihetten gitti.
AKP, MHP ve DTP bu görüşülen maddelerin eğitim özgürlüğü ile ilgili bir madde olduğu ve eğitim özgürlüğünün ancak kanun ile sınırlanabileceğine ilişkin bir düzenleme olduğunu söylerken maalesef CHP her zaman olduğu gibi konuyu hiç ilgisi olmadığı yerde cumhuriyete, laikliğe aykırı bir tutum olarak bir davranış olarak ele aldı. Çok tehlikeli bir yaklaşım çünkü eğer CHP’nin mantığından gidersek CHP Ankara’daki Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasını da laikliğe aykırı buluyor.
CHP’nin muhalefet stratejisini izlerseniz Meclis’te bir çok konunun kanunun laikliğe aykırı olduğundan beis ile cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı olduğu beis ile katı bir muhalefet sergiliyor. O zaman Türkiye’de eğer CHP’nin bu anlayışından gidecek olursak, her şey laikliğe aykırı olacak olursa Türkiye’de hiçbir düzenlemeyi yapmak, hiçbir toplumsal gelişmenin önünü açmak mümkün olmaz.
- CHP yargıya gidebilirim demişti. CHP’nin yargıya gitme fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Aslında CHP’ye ve DSP’ye çok açık tekliflerde bulunuldu. Denildi ki toplumsal bir sorun var. Toplumsal sorun nedir? Eğitim hakkının önünde engeller var. Biz kızlarımızın kadınlarımızın eğitim hakkını sonuna kadar savunuyoruz. Ve 18 yaşına gelmiş oy kullanan, vergi veren, bu devletin kamu yükümlülüklerine katlanan bir insan sırf kılık kıyafetinden dolayı ayrımcılığa tabii tutulamaz. Ve eğitim hakkı en temel insan hakkı.
Bu toplumsal sorunu çözmeye çalışıyoruz dendi dün, eğer CHP olarak endişeleriniz varsa bunu burada dile getirin dendi. Bu sorunun çözümüne katkı da bulunun. Başka teklifleriniz varsa onları ortaya koyun. Maalesef hiçbir teklif yok. Aslında onların teklifini Kamer Genç değişik bir dille dile getirdi dün.
Aymazlığın içerisinde hukuk tanımazlığın insan haklarını tanımazlığın bir çerçevesin de dedi ki herkes örtüsünü çıkarsın. Bu sorun bitsin dedi. CHP’nin aslında anlayışı bu. Ama açıkça dile getiremiyorlar. Dolayısı ile CHP bu yasakçı tavrını sonuna kadar sürdürecektir.
Zaten bizim demokrasi tarihimize baktığınız zaman 1950’den beri CHP kendinden olmayan bütün iktidarları laikliğe aykırı ve irticacı olarak addetmiştir. Adnan Menderes’e böyle saldırmıştır. Demirel’e böyle saldırmıştır. Rahmetli Özal’a böyle saldırmıştır. Dolayısı ile bunların yargıya götüreceği kesin. Ama bizim anayasamıza göre, anayasa değişiklikleri şekil incelemesi haricinde esasa konu yapılamıyor. Yani anayasa mahkemesi sadece bu anayasa değişikliklerinde şekil şartına uyulmuş mu uyulmamış mı bunu ancak inceleyebiliyor.
Şekil şartı da eğer gerekli teklife ulaşmış mı anayasa değişikliği yapılan teklif yeterli çoğunluk ile teklif edilmiş mi? Evet yeterli çoğunluk var. Kabul anlamında da 400’ün üzerinde milletvekili bu anayasa değişikliğine evet demiş o çoğunlukta var. Bir de anayasa oylamaları arasında 48 saatten fazla zaman geçmiş mi. Bu şartta gerçekleşecek. Çünkü cumartesi günü 2.oylama yapılacak.
Esasen Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen bu davaya bu anayasa değişiklikleri ile ilgili bakamaması lazım. Anayasa Mahkemesi’nin kapsamında değil. Ama Türkiye’de 367 kararında olduğu gibi eğer hukukun sınırları zorlanır ise ve dün bir arkadaş öyle söylüyordu. Türkiye’de hukuku en çok hukukçular çiğniyor diye. Eğer bu davranış biçimi benimsenir ise ve bu konu Anayasa Mahkemesi’ne bir mesele olarak esastan incelenirse Türkiye’de hukuk adına çok yanlış bir adım atılmış olur diye düşünüyorum.
Dolayısı ile bu mesele eğer bugünkü Anayasa kurallarına göre Anayasa Mahkemesi’nin şekil dışında ki şekil şartları gerçekleşmiş esastan incelemeyeceği bir mesele. Eğer YÖK Yasası’nda bir değişiklik yapılırsa o ancak Anayasa Mahkemesi’nin önüne gidebilir. Ve esas açısından o incelenebilir…